Thursday, March 26, 2009

vote for change

söylememe gerek var mı bilmiyorum, çünkü sonradan yazacaklarımla bir alakası yok aslında kişisel fikirlerimin. cumhuriyet gazetesinin büyük bir hayranı sayılmam. savundukları değerlerin bazılarının arkasındayımdır, bazılarını yanlış veya eskimiş bulurum, bunları savunuş biçimlerindeki militanlıkta ise pek yokumdur. ama hafta sonu gerçekleşecek olan yerel seçimlere katılmaya davet eden ilanlarındaki mizah duygusunu çok sevdim. "hangi partide olacaksınız?" gibi, "taraf olmayan bertaraf olur" benzeri bir cümlesi var bu ilanın.
...
ha, kimseye, "koşun oy kullanın" dediğim yok. zira kimi zaman en sinik günümde ben de "eğer gerçekten bir şeyleri değiştirebilecek olsaydık, oy kullanmamıza izin vermezlerdi" diyen amcaya da katılabiliyorum. herkes bildiği gibi yapsın işte.

Wednesday, March 25, 2009

sığ sularda yüzmek: nil kıyısında

sosyal hayatta pek kabul edilir gelmeyebilir, ama sanatta güzel bir şeydir delilik kavramı. biz popstarları da biraz ondan severiz, farklı davranma, düşünme kalıpları sunabilirler, çünkü buna özgürlükleri vardır. ayşe arman'a konuşurken nil karaibrahimgil de nil karaibrahimgil olmanın en iyi yanı olarak bunu göstermişti: istediği gibi müzik yapıp istediği gibi söyleme özgürlüğü veriyormuş, "delidir ne yapsa yeridir"e doğru gidiyormuş.
...
haklı, artık üç albümden sonra kendisine has bir çizgisi var nil'in, direksiyonu sağa sola kırabiliyor, "vahdettin, niye terkettin" diye sözler yazıyor da, kimse "ne saçmalıyor bu" demiyor. bu hakkı kazandı çünkü.
...
bunu hak etmedi değil: ilk albümü "nildünyası" bir pop başyapıtıydı. ozan çolakoğlu ile birlikte tarzlar arasında istedikleri gibi yol aldılar. nil'in kafiye yeteneği bir rap'çiyle yarışır düzeydeydi, reklamcılıktan çok temiz para kırmasını sağlayacak nakarat yazma yeteneği ise takdire şayandı.
...
bir daha ilk albümün tadına yaklaşamamasını anlarım, ama "nil kıyısında" bir facia. ilk üç albümü çekici kılan çeşitlilik yok, sadece alaturka var. ha, alaturka başlı başına bir albümü kötü yapacak bir unsur olduğundan değil, çünkü "gitme yoksa" ve "akbaba" ne güzeldiler mesela. sorun, vasat vokal melodilerinde ("eminim sevmediğine"nin melodisinde bir berksan şarkısı olduğuna eminim. berksan!?) ve basit sözlerinde. iyi basitle kötü basit arasında büyük bir fark vardır ya, "nil kıyısında"nın sözleri çoğu zaman bu ikilemin karanlık tarafına düşüyorlar.
...
artılar var tabii ki. "ben ya direkt sana ya kabristan'a ya hindistan'a " diye giden "çok canım acıyo" bildik nil şımarıklığını ve mizahını barındıran ve onu şıklıkla taşıyan eğlenceli bir şarkı. "duma duma dum" elektronik sound'uyla diğerlerinden ayrılıyor ve takdiri hak ediyor. "yalnız kalpler de atarlar" nil'in çok duygusal bir anında ("the simpsons" izlerken birden ağlatmaya başlayan bir sahnede) yazdığı çok güzel bir şarkı, ve o hüznü samimiyetle yansıtıyor. "ne garip adam" da idare eder civarlarında. gerisi mi? iz bırakmıyor.
...
pardon. "illa" diye bir şarkı var, o bırakıyor. ama negatif anlamda. mazhar alanson'un sesinin değdiği bir şarkı bu kadar kötü olabilir mi diyoruz ama 2009 yılında türk popunda "tribal gibi, ambient gibi, derin gibi şarkı yapalım" kafasının geçmediğini görmek üzücü. hele "sensiz olmadı, olsa da olmadı, ne oldu da olmadı, yok" diye bir dörtlük var ki, nil'in tüm deliliğine ve sanatsal özgürlüğüne rağmen bu kadar başarısız dizeleri yayınlamaktan nasıl utanmadığına şaşıyor insan. yıllarca onu dinleyen, çoğu zaman da onu bambaşka ortamlarda insanlara karşı savunmuş birisi olarak ben bile utandım. eminem'in "without me"sini de "geçip gelmiş geçmiş en tembel kafiye" ödülüne hak kazanıyor nil.
...
nereden nereye diyorum ben de.

Tuesday, March 24, 2009

jason segel

oyuncu olma hayalleriyle okulu bırakma hadisesi klasiktir, jason segel için de işler öyle başlıyor. şansının döndüğü an "freaks and geeks"in seçmelerinde judd apatow'u tavladığı an. dizi kısa sürse de seth rogen, james franco gibi parlayan isimlerden oluyor. hatta komedinin yeni altın yumurtlayan tavuğu apatow "the 40-year-old virgin"i çekerken segel için de bir rol yazıyor ama nedense stüdyo bu fikre sıcak bakmıyor.
...
şansının bir kez daha dönüşü "how i met your mother"da oluyor. gerçekten de marshall karakteri segel için biçilmiş kaftan. arkadaşınız olmasını isteyeceğiniz, duygusal, komik, ufak eziklikleri olan, ama bunla dalga geçebilen bir adam marshall, segel'ın da perde personası buna oldukça uygun. ne zaman apatow ona "bak, bence sen kendi yazdığın bir şeyde oynamalısın" diyor, segel "forgetting sarah marshall"ı kaleme almaya başlıyor. söylediğine göre şimdiden klasikleşen çıplak terkedilme sahnesi aynen yaşanmış. o sahne ki, bir ödül töreninde brad pitt'in bile yanına gelip "pipi şaplatma olayı dünyayı kasıp kavurdu ha?" demesine sebep olmuş.
...
sağlam bir alkol kullanıcısı, iki paket de sigara içiyor. hollywood'da eski bir genelev olan şato-vari bir malikanede yaşıyor. ulaşımını ise vespa'sıyla yapıyor. maroon 5 vokalisti olan arkadaşı adam levine ona büyük bir harley davidson almasını tavsiye etse de...

Monday, March 23, 2009

duman

ç.c.y: geçen yıl içinde "rock n coke" konserinizin dvd'si çıktı. böyle, "keşke bunu kaydedebilseymişiz" dediğiniz, çok çok iyi geçen?
kaan tangöze: valla, konserlerimizi pek hatırlamıyoruz.
...
"duman 1" ve "duman 2" kritikleri, birazcık röportaj izlenimiyle birlikte buralarda olur birkaç güne.

Wednesday, March 18, 2009

ne, x mi dinliyorsun? salak mısın?

bugüne kadar u2 dinleyenler sosyal hayatlarında yeterince cool bulunmamış olabilirler ama bono ve tayfasının düşmanları bilimin tokadını hissedecekler beyinlerinde!
...
amerika'da yapılan bir araştırmaya göre u2 dinleyenler, the shins dinleyenlerden de, modest mouse sevenlerden de, the beatles'çılardan da, outkast veya rage against the machine fanlarından da daha zeki. ve tabii ki floydian'lardan da! ha, yine de sufjan stevens veya beethoven'ın gerisindeler.
...
efendim olay şu, virgil griffith isimli bir arkadaş insanların favori grupları ve zeka düzeyleri arasında bir korelasyon bulunup bulunmadığına dair bir araştırma yapmak istemiş. facebook bu konuda nefis bir kaynak tabii ki, insanların okullarına ve ne dinlediklerine dair bilgileri tabak gibi sunuyor. okullardan da sat (bizim öss gibi bir şey diyelim) puanlarına ulaşıyorlar. neticede ortaya bu sonuçlar çıkmış. oldukça amerikan bazlı bir araştırma olması işin keyfini biraz azaltıyor elbette. listenin dibinde lil wayne'in olması ise enteresan.
...
ha, elbette benim de ilk verdiğim tepkiyi verenler olacaktır. müzikle zeka arasında bir ilişki olsa bile zeka ile sat arasında bir bağ olması fikri asıl saçma olan. ama olsun, yapan da bunun dünyanın en ciddi araştırması olmadığını, amacının geyik olduğunu ama belirtmişler. kimbilir kaç fanatik dinleyici saldırmış olacak ki, "ne olur artık bana bununla ilgili mail atmayın" diyor hatta.
..
detaylı veriler için siteye ve şuraya tıklayabilirsiniz.

Tuesday, March 17, 2009

the view - which bitch?

artık ikinci albümler hakkında yazarken "ilkinin tadını vermiyor" demekten sıkıldım. o yüzden the view'un "which bitch?"i ile ilgili söyleyeceğim ilk şey "değişik bir şeyler denemişler" olacak.

iki yıl önceki "hats off to the buskers"ı çok sevmiş, hatta 2008'in en iyileri arasında saymıştım. kyle falconer ve tayfasının the libertines benzeri "inceltilmiş punk" yorumu güzeldi. "same jeans"te britanyalıların son dönemde yeniden keşfettiği rockşarkılarındasosyalgerçekçilik izlerini taşıyan keyifli bir öykü vardı (diskoya giden herkesin yeni kıyafetleri var, ben ise dört gündür aynı kotu giyiyorum), "superstar tradesman" de benzer formülü "can't stand me now" soslu bir enerji bombasına uyguluyordu. "claudia" şirinler şirini bir aşk şarkısı, "comin' down" da süper bir punk patlamasıydı.

"which bitch?"i defalarca dinlememe rağmen iki yıl sonra da böyle parmakla gösterebileceğim şarkılar bulamadım. kötü değil sanırım ama, bu sefer the last shadow puppets'a özenmişler sanki. kimi zaman güzel gelen, kimi zaman ise odağı dağıtan orkestrasyonlara başka açıklama bulamadım. punk'ı az gelmiş yani. ama "parklife" benzeri konuşmalardan (zorlarsak rap diyeceğim) oluşan verse'leriyle "one off pretender," hemşehri paolo nutini'li "covers," damar ballad "unexpected," ilk albüm havasından, tam bir eşlik şarkısı olan "jimmy's crazy conspiracy" öne çıkan şarkılar, ki tanımlardan anlaşılabileceği gibi "değişik şeyler denemişler." kötü de olmamış aslında. benzer kıvamdaki grupların, the fratellis'lerin, the pigeon detectives'lerin falan yanında bu çocukları daha bir ayrı sevmeye devam edeceğim, nedenini hala tam anlamasam da.

kalın iskoç aksanları, denemekten korkmamaları ve pozitif enerjileriyle süper değilse de düzgün bir ikinci albüm teslim etmişler yine de "which bitch?"ile.

Friday, March 13, 2009

beyaz yalanlar, karanlık müzik


nme enteresan bir mecmua, white lies'ı yükselen "the dark music" sahnesinin yıldızı ilan etmişler. bildiğimiz new wave sound'u üzerine kan, ölüm, korku lirikleri yazınca dark music mi oldu şimdi canlar? yanlış anlaşılmasın, white lies nefis. güzel şarkılar, sağlam atmosfer, ama karanlık falan değil ki be gözüm, hiç mi karanlık görmedik? gri belki.

bana kalırsa the killers'ın ilk albümünden sonra gitmiş olması gereken yön buydu. harry mcveigh'in brandon flowers'vari vokalleri, tadında synth melodileriyle white lies, "smile like you mean it" sound'unun peşinden koşup derinleşmiş bir the killers bence. ve bunda hiçbir sorun yok. birçokları önemsenmese de stadyumda elleri yumruk yaptırıp havaya kaldırtan grup olmak kolay değildir, can alıcı akorlarla yürekleri inciten olmak da. çok az grup ise bunların ikisi birden olabiliyor. "to lose my life..."a bakılırsa white lies'ta bu ışık var. süper albüm.

Thursday, March 12, 2009

süper loto

süper loto oynadınız mı bugün? peki türkiye genelinde 4, 8, 15, 16, 23, 42 numaralarına kaç kişinin oynadığını tahmin ettiniz mi? bence bunu açıklamalılar. olur da ikramiye bu numaraya isabet ederse cnn'de birinci haber olacağımızı düşünmek bile eğlenceli. biraz da ürpertici.