Showing posts with label tenis. Show all posts
Showing posts with label tenis. Show all posts

Wednesday, July 28, 2010

WTA İstanbul Cup

serena yok ama biz varız! evet, wta istanbul cup başladı dün itibariyle. güzel de başladı. itiraf edeyim ki, en sevdiğim sporlardan birisi olmasına karşın hayatımda hiç çıplak gözle bir tenis maçı izlememiştim. pazartesi bu eksiğimi kapatmış oldum.
...
turnuvanın altıncı yılı bu. tekstilkent'ten enka'ya gelmiş. istinyepark'ın iki adım mesafesinde. biletler 25 lira civarında. ve programında wimbledon şampiyonu ile roland garros şampiyonu geliyor diye hazırlanan bir turnuva (bir hafta öncesine kadar serena geliyor deniyordu sonuçta). ama yine de maçlar boş koltuklara, enka'da tenis oynayan çocuklara, üç beş gazeteciye oynanıyor. boynunda yaka kartı olmayan kimse yok neredeyse. şüphesiz organizasyonun da hataları vardır ama nerede bütün grand slam'leri izleyen, sözlükleri blog'ları tenis yorumlarıyla dolduranlar? bir ay önce wimbledon'da yarı final oynayan pironkova ve kvitova burada da var. schiavone zaten var. wta klasmanında ilk 50'de olan birçok oynucu var. ama izleyici yok. enteresan.
...
maçlara tek tek değinmek gereksiz, ama vera dushevina-petra martic maçı ilginçti. martic önce ilk seti aldı, ikinci sette de maç sayısından yararlanamadı. sonra da dushevina maçı çevirdi. dushevina'nın sıcaktan ve nemden ayakta durmakta zorlanması, nefes alıp vermekte bile zorlanmasını izlemek etkileyiciydi. sanırım, hayatımda izlediğim ilk tenis maçında beni etkileyen şey bu oldu. oyunun sessizliği, topun, raketin, nefeslerin seslerini duymak. adeta zidane: un portrait du 21e siècle benzeri bir tecrübe.
...
pemra özgen-andrea petkovic maçından da bahsedelim biraz. çağla büyükakçay'la birlikte kendi kuşağının en başarılı tenisçisi pemra. petkovic karşısında maalesef pek varlık gösteremedi ve 6-2, 6-1'le elendi. sanırım türk tenisçisinde, hatta genel olarak sporcusunda "maça başlama" sorunu var. oyuna girer girmez karakterini ortaya koyan, tempoyu, ritmi, taktiği ayarlayabilen ve rakibi baskı altına alan bir karakterimiz yok. pazartesi günü petkovic 4-0 öne geçtiğinde daha maçın 12. dakikasıydı. sonraki 4 oyun dengeli dağıldı, ama iş işten geçmişti.
...
pemra enteresan bir oyuncu. dip çizgi oyunu iyi ve iki tarafta gidip geliyor, inatçı ve çabuk. ayrıca çok şık bir backhand slice'ı var. ancak file önü oyununda zayıf. ayrıca iki hamle sonrasını hesaplama konusunda eksiği var. örneğin şık bir kesmeyle topu rakip filenin önüne geçiriyor ama rakibi yetişip topu yumuşakça rakip tarafa bıraktığında pemra hala çizgide kalmış oluyor. rakip de rahat bir vuruşla filenin yakınındaki alanı kullanarak puanı alıyor. petkovic bu şekilde çok sayı aldı. bu tecrübeyle artacak bir şey mi bilmiyorum, ama şüphesiz kendisini geliştirebilir bu anlamda.
...
çok da maçlara odaklanmayalım. bu hafta içinde yolumuz enka'ya tekrar düşerse (ki en az iki defa daha düşmesini istiyorum, çeyrek final ve final arasında mümkün olduğunca çok maç izlemek niyetindeyim) devam ederiz.
...
ek 1: spor fotoğrafçılığı çok çok zevkli bir şey. hasbelkader iyi kare yakaladığında büyük keyif alıyor insan.
ek 2: macerayı seven adam da enka'daydı, çizgi hakemliği yapıyordu.
...

Monday, February 2, 2009

şampiyonun gözyaşları


2007'de wimbledon'ı aldığında gözyaşları içerisinde kendisini yerden yere attığında şaşırmıştık hepimiz. çünkü o güne kadar roger federer'i buz adam olarak biliyorduk. nadal'ı yendiğinde björn borg'un wimbledon'da üst üste şampiyonluk rekorunu da kırıyordu ve herhalde bu büyük rekor onu kendisinden geçirdi diye düşünmüştük.
...
dünkü avustralya açık finalini izleyince bu, belki de onun tartışılmakta olan konumuyla alakalı da olabilir diye düşündüm. nadal 2006'dan beri gümbür gümbür geliyor, kendisini sürekli geliştiriyor ve ilk günden beri federer'i en çok zorlayan adam olmaya devam ediyor. geçen yıl kendi standartlarına göre başarısız (normale göre de gayet başarılı) bir yıldan sonra atp sıralamalarındaki yerini de kaybettikten sonra 2009 onun için önemliydi. avustralya'da kendisini finale hazırladı, berdych dışında da neredeyse kendisini zorlamadan geldi. turnuvayı da alacak gibiydi. ama bir an, beşinci sette bir an çatladı federer'in konsantrasyonu. bitmez tükenmez enerji, inat, hırs karşısında dayanamayacağını hissetti. tenisin gelmiş geçmiş en yetenekli, en teknik oyuncusu gitti ve ortalama bir oyuncu geldi o anda. sonrası da malum.
...
federer kaybetmeyi yeni öğreniyor. dünyanın gelmiş geçmiş en büyük, en yetenekli oyuncusu olduğu neredeyse kanunken artık tartışılıyor. ve her gün kendisinin en büyük olduğunu ispatlama savaşının ne kadar ağır olduğunu hissediyor. "tanrım, bu beni öldürüyor" deyişi, "bu 22 yaşındaki velet beni bitiriyor" değil, 14. grand slam zaferine kendisini bu kadar hazırlamışken kaybetmenin kendisinde yarattığı baskıydı.
...
tenisin gördüğü en büyük kazanan, karşısında joker'i bulmuş batman gibi şimdi. eğer psikolojisini toparlarsa nadal'ın delice enerjisine, tükenmeyen gayretine bir cevap üretecek, ve en az üç-dört yıl daha unutulmaz finaller izletecektir. şu an bile gelmiş geçmiş en büyük tenis rekabetine imza atmaktalar ama.
...
dünkü federer gözyaşları kazanmadığı hiçbir şey kalmamış adamın küstahlığına değil, ikinci sıranın en büyük başarısızlık sayıldığı bir ortama adapte olmaya çalışan adamın samimiyetine sahipti. "god, it's killing me" deyip ağlayışı bundan dolayı çok etkiledi beni galiba.

Friday, January 30, 2009

314 dakika

5 saat, 14 dakika. nadal ile verdasco'nun yaptığı avustralya açık yarıfinalinin süresi. turnuva tarihinin en uzun maçı değil sadece, hayatımda gördüğüm en iyi tenis maçlarından birisi. ve muhtemelen tüm tenis tarihinin de. verdasco'ya en baştan beri inanmıştım ama keyif verici, hırslı, riskli oyununa karşın kırılan yumurta o oldu. hem de iki defa çift hata yaparak. olsun, tenis böyledir, unutulmaz maçların tek tarafını yazmaz tarih.
...
turnuvanın favorisi ise federer'di kanımca, bu maçtan sonra bir gün önce oynamanın ve işini üç sette bitirmenin avantajıyla daha da yükseldi şansı. benim için turnuvanın unutulmaz bir diğer anı da ondan gelmişti zaten. del potro ile oynadığı maçta arjantinlinin sahanın çok dışına uçarak güçlükle çevirdiği bir topu bomboş rakip korta kafasıyla bırakışı. evet, kafasıyla!
...
kadınlarda ise sharapova'nın olmadığı, ivanovic, jankovic, venus gibilerinin erkenden elendiği bir ortamda serena'nın yine finalde olması can sıkıcı. kortların zarafet abidesi dementieva ile hem hırslı oyunu, hem de güzel öyküsüyle (yıllar önce kişisel sebeplerle tenisi bıraktıktan sonra nefis bir dönüş yapan) dokic finalde olsun istiyordum, ikisinin yenildiği isimler olan serena ve safina oynayacak finali...