Showing posts with label lost in translation. Show all posts
Showing posts with label lost in translation. Show all posts

Tuesday, July 10, 2012

Şekilsizler

Kendi dünyalarına uyduramadıkları hiçbir şeye tahammülü olmayanlara ithafen...


Şekilsizler, kusurlular, uyumsuzlar
Kırık bisküvilerle büyütülmüşler
Sizin gibi görünmüyoruz
Sizin yaptığınız şeyleri yapmıyoruz
Ama biz de burada yaşıyoruz
Gerçekten!

Şekilsizler, kusurlular, uyumsuzlar
Şehre gitmek isteriz ama risk alamayız
Çünkü bizi dışarıda tutmak isterler
Ayrı durduğun için yersin yumruğu ağzının ortasına
Gerçekten!

Abiler, ablalar, göremiyor musunuz?
Gelecek sana ve bana ait
Sokaklarda kavgalar olmayacak
Bizi yeneceklerini sanıyorlar ama
İntikam çok tatlı olacak

Bir hamle yapıyoruz
Hem de şimdi yapıyoruz
Kenardan oyuna giriyoruz
Kaldırın ellerinizi – bu bir baskındır
Evlerinizi istiyoruz, hayatlarınızı istiyoruz
Bize izin vermeyeceğiniz şeyleri istiyoruz
Silah kullanmayacağız, bomba kullanmayacağız
Bizde sizden fazla olan tek şeyi kullanacağız
O da bizim aklımız 

(Mis-Shapes/Pulp, 1995) 

Tuesday, February 10, 2009

yaşasın hayat

Dünyayı yönetirdim vaktiyle
Denizler yükselirdi tek sözümle
Şimdi yalnız yatıyorum sabahları
Süpürüyorum eskiden benim olan sokakları
.
Zar atardım geçmişte
Korkuyu görürdüm düşmanımın gözünde
Dinlerdim nasıl da haykırırdı kalabalıklar
“Kral öldü, yaşasın yeni kral!”
Bir an elimdeydi anahtar
Şimdi kapandı yüzüme kapılar
Keşfettim ki kalelerimi ayakta tutan
Sütunlar aslında kumdan
...
Duyuyorum Kudüs’ün çanları çalıyor
Romalı süvariler korosu söylüyor
Aynam ol benim, kılıcım, kalkanım
Yabancı topraklardaki misyonerim
Açıklayamıyorum bir sebepten
Bir kez öğrendikten sonra asla, asla dürüst bir kelime dökülmez dilden
Benim de başıma geldi ben dünyayı yönetirken
...
Bir rüzgar esti deli dolu
Kapıları yıktı da, içeri girişim öyle oldu
Paramparça pencereler ve davulun sesiyle
Ne hale geldim inanamadı kimse
Devrimciler beklemekte
Kafamı görmeyi gümüş tepside
Yalnız bir ipe bağlanmış bir kuklayım
Kim ister ki kral olmayı, şaşarım
...
Duyuyorum Kudüs’ün çanları çalıyor
Romalı süvariler korosu söylüyor
Aynam ol, kılıcım, kalkanım
Yabancı topraklardaki misyonerim
Açıklayamıyorum bir sebepten
Eminim Aziz Peter’ın benim adımı söylemeyeceğinden
Yok bir tek dürüst sözcük bile
Benim de başıma geldi ben dünyayı yönettiğimde
...
Duyuyorum Kudüs’ün çanları çalıyor
Romalı süvariler korosu söylüyor
Aynam ol, kılıcım, kalkanım
Yabancı topraklardaki misyonerim
Açıklayamıyorum bir sebepten
Eminim Aziz Peter’ın benim adımı söylemeyeceğinden
Yok bir tek dürüst sözcük bile
Benim de başıma geldi ben dünyayı yönettiğimde
...
("Viva La Vida" - Coldplay, 2008)

Sunday, September 14, 2008

lonesome

gördüm aşkın kapımın önünden geçtiğini
önceden bu kadar yakına gelmemişti
bu kadar rahat, bu kadar yavaş değildi
uzun zaman ateş etmişim karanlıkta
yanlıştır bir şey doğru değilse eğer
yalnız kalacağım gittiğinde
...
ejderha gibi bulutlar tam tepede
umarsız sevgiyi tattım sadece
beni alttan vurdu öylece
bu seferki tam oldu
tam isabet, dosdoğru
yalnız kalacağım gittiğinde
...
kraliçe annenin dantelası, mor yonca
kızıl saçlar suratının etrafında
ağlatırdın beni haberin olmasa
hatırlamıyorum ne düşündüğümü bile
şımartabilirsin beni bu kadar sevgiyle
yalnız kalacağım gittiğinde
...
dağ eteğinde çiçekler, açmışlar delice
ağustos böcekleri sesleniyorlar kafiyelerle
mavi nehir akıyor, usulca, tembelce
sonsuza dek kalabilirim seninle
hiç fark etmem zamanı bile
...
bazı durumlar üzücü bitti
ilişkiler hep kötü gitti
verlaine ve rimbaud'nunki gibiydi benimki
ama imkanı yok karşılaştıramam
bütün o sahneleri bu ilişkiyle
yalnız kalacağım gittiğinde
..
merak edeceğim ne yaptığımı
sensiz uzaklarda kaldığımda
merak edeceğim ne söyleyeceğimi
kendimle sıkı bir konuşma yapmam gerekecek
...
seni arayacağım honolulu'da, san francisco, ashtabula'da
gitmen gerekli artık, biliyorum
ama göreceğim seni gökyüzünde,
uzun çimlerde, sevdiklerimde
yalnız kalacağım gittiğinde
...
(“You're Gonna Make Me Lonesome When You Go” - Bob Dylan, 1975)