Showing posts with label medya. Show all posts
Showing posts with label medya. Show all posts

Thursday, April 21, 2011

blue jean'in 24 yılı

bu aralar mesleki açıdan ilginç bir dönemden geçiyorum. gazetemde bir yönetim değişikliği yaşandı ve dün blue jean'in 24. yıl partisi kutlanınca kısa meslek geçmişime daha çok dönüp bakar oldum ister istemez. dün indigo'daki kutlama partisinde de blue jean'in gelmişiyle geçmişiyle bolca yüzleşme yaptık zaten. hürriyet daily news bir kenarda dursun, konu tam da blue jean.
memleketin müzik medyasının ilginç bir bölgesidir blue jean. sevmeyeni, ciddiye almayanı da pek çoktur. uzun uzun tartışılabilir (zaten ülkenin en köklü müzik dergisi de uzun uzun tartışılmayı hak eder) ama bir gerçek var, aylık bir yayının 24 yaşını bulması bu ülke şartlarında bir mucizedir. bunu bir müzik dergisinin yapması ise çok daha ötesi. şöyle bir düşünün, 1987 sonrasında çıkmış tüm dergilerin yayın hayatını (yıl cinsinden) birbirine ekleyin. toplamı 24 eder mi? emin değilim ama zannetmiyorum. kimseye saygısızlık etmek değil niyetim, bu satırlarda nice derginin kapanışını gördüğümde sıkı birer okuru olarak çok üzüldüm. ülkede müzik dergisinin makus talihine dikkat çekmek amacım.

denir ki, blue jean sırtını aydın doğan'ın yayın grubuna dayamış, sağlam. o grupta bu süre zarfında kapatılmış dergi sayısı 24 değil 48'e yakındır. denir ki, blue jean çok piyasa, ondan satıyor. blue jean'le benzer içeriklere sahip dergilerin kapandığını da gördük.
bilemediğim, açıklayamadığım bir büyüsü var blue jean'in. benim aklıma gelen, zamanında tolga akyıldız'ın formüle ettiği biçimiyle yazarlarının okurun dilinden konuşması. tepeden bakmaması. blue jean'i okuyan kişi çok şey öğrenir ama didaktik bir dilden değil. ve diğer nokta, blue jean'deysniz müziğe aşıksınızdır. şu anki kadronun neferleri çağlan tekil, doğu yücel, sadi tirak, erdem tatar, can çakır ve diğerleri, müziğe aşık adamlardır. tesadüf gibidir ama, blue jean'den çıkan bir insanın müzikten uzak kaldığını göremezsiniz. tolga akyıldız'ın hayatı müziktir, çalar, yazar, organize eder. kutlu özmakinacı yüksek sadakat'i kurdu, şimdi eurovision'a hazırlanıyor, o şarkının söz yazarı da ergün arsal, yine bir ex-jeaner. ipek atcan deseniz dream tv'de sunmaya, zeynep okyay deseniz yazmaya devam ediyorlar. (hatta bakınca tek çürük elma şu an spor editörlüğü yapan benim galiba!) örnekleri uzatabilirim ama şu kadarını söylemem gerekiyor, blue jean yazarları için dergi öncelikle keyif, tutku, sonra iştir. benim tolga'dan aldığım en önemli derslerdendir zaten bu: eğer keyif almamaya başlıyorsan bırakıp gitme vakti gelmiştir...

ha, yarın bir aksilik olur, blue jean de anılara karışır, olur. yazılı medyanın günleri sayılıyken tek başına bir dergiyi ölümsüzlük iksiri dahi kurtaramayabilir. olsun, şu ana kadarki yaptıkları da yeter. ben müziği blue jean'den öğrendim. the smiths'i de, radiohead'i de, linkin park'ı da, backstreet boys'u da, lady gaga'yı da, eminem'i de... müziği ergün'ü, seren alpsan'ı, eralp baydar'ı, çağlan'ı, kutlu'yu okuyarak öğrendim. şimdi de türkiye'nin dört bir yanında birilerinin sadi'den, erdem'den öğrenmeye devam ettiklerini de biliyorum. bu geleneğin içinde minicik bir katkım olduğu için de çok gurur duyuyorum.

NİCE YILLARA BLUE JEAN!

Sunday, October 17, 2010

yeni (ve eski) radikal

son zamanlarda (bertaraf olmak muhabbeti dışında) durgun giden türk medyasında en büyük hareketlilik yeni radikal'in çıkışıydı. aylardır bekleniyordu desek yeridir. radikal'in referans'la birleşmesi, yeni boyutuna geçişi, yolları ayırdıkları, kadrosuna kattıkları ve tabii ki yeni genel yayın yönetmeni çok konuşuldu. bugün, o yeni dönem başladı işte.

gazetenin nasıl olduğuna gelmeden önce şunu söylemem gerekiyor. son zamanlarda bunu söyleyenler çok tuhaf karşılanmaya başladı ama yine de söyleyeceğim: ben radikal'i severim, hep sevdim. en zayıf olduğu dönemde de, hasan celal güzel gibi neden orada olduğunu anlamadığım adamlara kapı açtığında da para verip almak istediğim yegane gazete oldu (internet gerçeği ve gazetede çalışmam dolayısıyla para verip gazete almak oldukça nadirleşti de). kültür sanat ve sporu en düzgün şekilde veren, başlıklarında okuyucunun zekasına hakaret etmeyen, bu ülkedeki siyasi gündemi bağlı bulunduğu ve eline baktığı kamptan görmeyen, dahası bu ülkenin siyasi gündemini sadece akp-chp'den ibaret görmeyen, en zayıf halinde bile en okunası gazetesiydi radikal. kendi adıma, her haberini bir amaç doğrultusunda yaptığını belli eden gazetelerden midem bulanıyor. ciddi, düzeyli, insan hakları, demokrasi gibi temel değerlere sahip çıktığını iddia ederek aslında bayrak sallayan yayınlar, gözümde sadece "shock journalism" yapan posta'dan daha değerli değil.

yeni radikal'e bu yüzden, çoğunluğun aksine sempatiyle baktım. evet, eyüp can varlık'a mesafeliyim, ama zaman ve cemaat geçmişi yüzünden değil. ondan yaratılmaya çalışılan bir model var kanımca, ve bu adam o modelin adamı değil. yine de kendisinin verdiği demeçlerden ve ilk radikal'deki yazısından mütevazı bir adam olduğunu ve radikal'in dümeninde oluşunu büyük bir fırsat olarak gördüğü izlenimini alıyorum ki, bu yüzden önyargısızca beklemek lazım.

yeni boy, mükemmel. ülkemizin tabloid formatını 2010 yılında keşfetmiş olmasına inanamıyorum. gazete, toplu taşımada okunan bir şey halinde artık. bu formatın büyüğü gazeteleri taşımak da, sayfa çevirmek de işkence. dolayısıyla, geç kalınmış, doğru bir hamle tabloid formatı.

içeriğe gelince, ben radikal'den, körü körüne akp düşmanlığı, ya da sorgusuz ikinci cumhuriyetçilik yapmasını beklemiyorum. daha önce sergilediği eşitlikçi, demokrat duruşunu sürdürmesini bekliyorum.

değişen yazar kadrosunu ileride daha net değerlendiririz. yalnız bu haliyle çok tartışılacak isimler seçilmediğini görebiliyorum. taraf yazarları gibi, yılmaz özdil gibi gürültü kopartacak yazarlar değil gibi geldi bana. bu, ileride daha agresifleşmelerini mi getirir, yoksa bu çizgide sabırla mı giderler bilmiyorum. polemik seven adam olmadığım için bence sorun yok.

gazetenin asıl iddiası ise "susurluk döneminin radikali" olmak. evet, o dönem radikal gerçekten çok daha keskin, çok daha cesurdu. daha sonrasında "korkaklaştılar" falan demeyeceğim, ama ilerleyen dönemlerde belki türkiye'de medya daha uçlara ilerleyince, internetin de etkisiyle (kimi zaman kirli de olsa) bilgi dolaşımı artınca radikal o konumunu kaybetmiş olabilir. şimdi hem cesur, hem de konuşulacak haberin peşinde olacağını iddia ediyor radikal. çoktandır bu unutulur olmuştu. o yüzden öyle olmasını dileyelim.

sözün özü, bu radikal bana, eskisinin sıkı bir makyajlanmışı gibi geldi ilk etapta. makyaj kötü şey değildir, yüz gerdirmekten ise çok daha iyidir. eğer o makyaj bir yandan tazelik, düzey, kalite, en önemlisi okunabilecek, zeki, vicdanlı, aklıselim ve aynı zamanda muhalif bir gazete olmasını sağlayacaksa radikal'in, o zaman işe yaramış demektir.

Thursday, October 7, 2010

mojo'dan "let it be revisited"

beatles öyle bir derya ki, içine dal dal bitmez. ingiliz dergisi mojo'nun ekim sayısında görülüyor ki, beatles'tan çok güzel americana da oluyor. mojo'nun albümle verdiği cd'de en tartışmalı beatles albümü "let it be"yi phosphorescent, beth orton, the besnard lakes, pete molinari gibiler yorumluyor. phosphorescent'ın "across the universe"ü müthiş, beth orton'ın "i me mine"ına da bayıldım. amorphous androgynous da (eski future sound of london) "let it be"den girip "across the universe"e atladıkları acayip bir saykodelik işine girmişler. bir yanıyla iyi niyetli ama amacına ulaşamamış bir deneme, bir yanıyla da beatles'ın 40 yıl önce yaptığı saykodelik lezzete hala ulaşılamıyor olduğunu göstermesi açısından önemli. evet, beatles benim için böyle büyüktür, pek de tartışmaya girmem bu konuda. noel gallagher'ın 90'larda dediği gibi, bugünün ultra-modern techno gruplarına bakın, sound'larını geri sardığınızda dönüp dolaşıp geleceği yer "tomorrow never knows"tur. o yüzden beatles'ı yorumlayan müzisyenler, bunu ister modern, isterse de bu toplamadaki gibi geleneksel şekilde yapıyor olsunlar, her zaman 2-0 geride başlayacaklarını biliyorlardır herhalde. bu da öyle, güzel bir tat, ama asla gerçeğin yerini tutamaz.

limited edition olarak albümün plak versiyonunu ve kapağın duru bir halini satıyorlardı, tükenmiş bile. ama cd haline erişmek için mojo'nun internet sitesine bakabilirsiniz. eğer sipariş falan uğraşmak istemiyorsanız nasıl ulaşacağınızı ben anlatmayayım bu saatten sonra.