Friday, October 24, 2008

iade-i itibar

geçen hafta gazetedeki kritiğimde "evet albümde sağlam groove'lar var ama iyi yazılmış şarkılar yok. oasis bunu yapardı - ah ama pardon, bu on yıl önceydi." yazmıştım. itiraf etmeliyim ki "dig out your soul"a haksızlık etmişim. evet, bir çok şarkı grubun o sıradışı 90'lar hit'lerinin çarpıcılığına sahip değil. ama iyi rock'n'roll anları var yine albümde. özellikle ilk dört şarkının sert girişi, doğru zamanda çok iyi sonuç veriyor. "falling down" da nefis parça. bu kritiği şimdi yazsam 5 üzerinden 2 vermezdim.

Tuesday, October 21, 2008

büyük bir adam, küçük bir ölüm

büyük bir hayranı sayılmazdım ama severdim. ama onu ilk olarak "figure 8"le, "son of sam"le tanımasaydım daha çok seveceğimden emin oldum sonra "either/or"larla, "xo"larla. ölümünü öğrendiğimde yaşadığım burukluk ise hala hatırımda. özellikle de bunu kendisine sapladığı bıçaklarla yaptığını okuduğumda. insan sadece 20'li yaşlarında intihar eder sanardım o zamanlar, küçükken. bir de, ölümünden sonraki hafta mete avunduk'un david gedge ile kent fm'de yaptığı programı kapatırken söyledikleri, "büyük bir adam, küçük bir ölüm..."
...
madonna'ya soruyor q, "son yirmi yılın şarkılarından hangisini siz yazmış olmak isterdiniz?" diye, cevabı "between the bars."
...
beş yıl olmuş bugün, elliott smith öleli. iyi ki yaşadı...

Tuesday, October 14, 2008

British Sea Power














British Sea Power İstanbul'da..

"yok canım onlar da gelmezler herhalde" diyebileceğim grup sayısı her geçen gün azalıyor; büyüklerin gelmesine alıştık bi şekilde, ama nispeten kısıtlı bir hayran kitlesine sahip grupların da (hadi açık açık söyleyeyim, uzak memleketlerden küçük gruplar) son zamanlarda sıklıkla Türkiye'ye geliyor olması daha bi fantastik birşey, en azından benim için. The Automatic'ten The National'a, ne güzellikler gördük bu sayede.. gelelim konumuza..

British Sea Power'ın geliyor olması da bu minvalde mükemmel birşey - sadece hayranlarının selameti için değil; demokrasi ve insan haklarının gelişmesi için, Kafkaslarda istikrar için, Ortadoğu'da barış ve güvenlik için, uluslararası terörizmle kararlı mücadelede için, iklim değişikliğini kontrol altına alabilmek için, Afganistan'da halkı kazanabilmek için..

Yalan olmasın, geçen sene en çok The National için demiştim "keşke gelseler yaaa" diye, e geldiler.. Bu sene de British Sea Power için dedim durdum, bazen Çetin'e, çoğu kez içimden, en çok da İngiltere öncesi Carrion ve Fear of Drowning dinlerken.. Hayaller kurdum, onlar sahnede olcaklar, ben de "oh little England, tonight i'll swim, from my favourite island shore, and how long has it been, since you've seen so beautifully" diye bağırıyo olucam sessiz sessiz, en önden, gözlerim kapalı..

Son albümlerini bi türlü tam sevemedim, gayet eli yüzü düzgün de bir albüm halbuki.. biraz fazla "büyük" görünmeye çalışmışlar gibi geldi belki de.. yine de yılın en iyilerinden biri, ve ne de olsa British Sea Power'a has o güzelliklerden birden fazla barındırıyor içinde..

8 Kasım'da Studio Live'dayım.. alt grup da Sakin, pek güzel.. Çetin'e buradan tekrar hürmetler, zira bana konseri ilk haber veren oydu; boğucu bir iş gününün ortasında telefonuma bakıp da muhtemelen saatler önce gönderilmiş o mesajı okumam günümü kurtardı, karşı odadan bana bakan daire başkanıma aldırmadan zıplayıverdim odamda..

Friday, October 10, 2008

filmekimi '08

istanbul'da sonbahara dair en şık şeylerden birisi filmekimi. kışın ifistanbul, baharda istanbul film festivali var, işte onlara kadar güzel bir haftalık mola. elbette öğrenciyken bütün gündüz seanslarını sömürmek, biraz daha büyümüşken de işten kaytarıp bir iki filmlik kaçamak yapmak harikaydı ama bu yıl işler daha da zor olacak gibi. sadece gala filmlerine 15'er kağıt da sayamayacağım için bu yıl beş filme indirebildim seçkimi, bir tanesi de şimdiden kırpıldı bile.
...
thomas vinterberg'in "eve dönüş"ü, abel ferrara baba'nın "chelsea'de rock"ı, dardenne biraderler'in "lorna'nın sessizliği" ve kuzey'deki dostumuz bent hamer'in "o'horten"ına gidiyorum. wenders'e bilet bitmişti, winterbottom'a saat uymadı, meirelles'in julianne moore'lu filmi ise gala uygulamasına kurban gitti. ki duk, miyazaki falan da yukarıdaki sebeplerle kırpıldılar.
...
bir ucundan tutan herkese iyi seyirler. yukarıdaki foto mu? o woody allen'ın "vicky cristina barcelona"sından, ya vizyonda, ya da internette yakalayacağız, ama olsun festival'in highlight'ı olur kendisi.

Thursday, October 9, 2008

phonem

ne güzel organizasyondur şu phonem. harika bir lali puna ve gereksiz bir four tet performansı izletmişlerdi ilk sene. bir de huşu içinde izlediğimiz bir pan sonic konseri ekleyin. sonra harika bir the notwist gecesi aklımda. hemen ardından da peaches gelmişti ki, kendisiyle geyik bir röportaj yapmış olmama rağmen tanık olduğum en saçma sapan performanslardan birisi olmaktan kurtulamamıştı! unkle'ın dj seti de keyifliydi. geçen seneki devendra banhart ve gang of four'u neden ve nasıl kaçırdım hala bilmiyorum. ama mogwai! deliceydi.
...
bu sene ise konukların başını çeken grup british sea power! norveçli pop bebeği annie'yi izlemek de nefis olacak. güzel elektronik keşifler de yapılabilir, vakit el verdiğince paralel yan etkinliklere de kafa uzatılabilir...

"don't get bushwhacked!"

fotodaki adamlardan sağdaki, "ünlülerin kilimcisi" hakan evin'miş, soldaki ise peter buck. kapalıçarşı'dan iki kilim almış buck, 21 bin dolar para saymış. ama dükkanın eski müşterilerinden birisini duvarda görmek canını sıkmış bizimkinin. "bu adamın ne işi var burada? niye astın ki bu resmi? insanları severim, hayvanları da, doğayı da, ama bu resimdeki adamı sevmem," demiş. "şükürler olsun ki artık gidiyor."
...
tahmin etmiş olabileceğiniz gibi buck'ta bu duyguları uyandıran kişi, 2004'te geldiği istanbul'dan kilimsiz dönmeyen george w. bush.

Tuesday, October 7, 2008

R.E.M. #14: Accelerate


"up"ı da, "reveal"ı da sevmiş olabiliriz, "around the sun"dan bile keyif alan olmuştur belki, ama r.e.m.'in yavaş yavaş heyecanını yitiren bir grup gibi görünmeye başlamasıydı bizi bitiren. "up" çıktığında "new adventures in hi-fi"dan ayırmadan sevmiştik, en azından o kadar "dolu" ve "iyi"ydi. "reveal" deneyseldi, kimilerinin iddia ettiği gibi "bir şeye dönüş" albümü değildi. samimi bir arayıştı ve işin doğrusu amacında da belli ölçüde başarılıydı. ama "around the sun" beklendiği gibi çıkmayınca bill berry sonrası bütün albümler kaka oldu.
...
"up" fazla ağır tempolu ve uzundu.
"reveal" fazla deneysel ve eklektikti.
"around the sun"ın şarkıları yeterince vurucu değildi, albüm temposuzdu ve en kötüsü, ruhsuzdu.
...
bir grup terapiye ihtiyaç vardı. buck, hızla girip kaydedip çıkma derdindeydi. albüm yaparken uzun süreler harcamak için bastıran stipe da kısa zamanda, baskı altında daha iyi yazdığını hatırlamıştı. mills, eskisi gibi bazı yeni şarkıları sahnede çalarak test etmeyi önermişti. grup yeniden enerjisini bulmuştu. sahnede hiç olmadıkları kadar iyi, kayıtlarda hiç olmadıkları kadar tutuk oldukları bir dönem yaşamışlardı, ama bitmişti. genelde evlilik terapisi gibi şeyler daha feci sorunlar da doğurabilir, ama bu sefer işe yaramıştı her şey, "accelerate" r.e.m.'in geri dönüşüydü, önceki üç albümde olamayan pek çok şeyin şaha kalkışıydı. yüksek tempolu, az sayıda molası olan, deneylere girişmeyen, kısa süreli ve bir patlama halinde olup bitiveren, vurucu şarkılardan oluşuyordu.
...
"around the sun"da bush öfkesi bekleyerek hayal kırıklığına uğramıştık. halbuki o, 11 eylül sonrası acıyı yansıtmak için yapmaları gereken albümdü. "accelerate"te ise gerçek bir sinir dışa vuruluşu var. bir yanıyla fırtına gibi dört şarkıyla başladığı için "lifes rich pageant"ı çağrıştırmıyor değil, ama burada başka bir olgunluk var. örneğin "mr. richards" gibi bir şarkı "monster"ı yaşamamış bir r.e.m.'den çıkmaz. "hollow man" ile "supernatural superserious"taki sertlik içindeki naiflik de r.e.m.'in yıllar içinde yakaladığı bir tecrübenin ürünü.
...
sanki "new adventures in hi-fi" arkasından o üç albüm hiç gelmemiş, burdan devam edilmiş gibi. ama bunu grup elemanlarına söylemeyin, çünkü onlar bunu "eski albümlerin ruhuna dönmeye çalışmışsınız" olarak algılar, kızarlar. çünkü bu r.e.m.'in 2008 yılındaki hali onlara göre. ve bu hal de fena halde güzel.

Saturday, October 4, 2008

R.E.M. #13: Around The Sun


işte r.e.m. katalogunun çirkin ördek yavrusu. evet, düşük tempolu, ve oldukça ruhsuz geliyor bu albüm, ama gelin isterseniz bu sefer vurmayalım bu albüme. 2004'te springsteen ve pearl jam'in de aralarında olduğu bir grupla vote for change turnesinde çalmışlardı. seçimlerden kısa süre önce çıkmıştı "around the sun," sanki bush'un yeniden seçilmesinin hayal kırıklığını betimlesin diye yazılmıştı.
...
ama iyi tarafından bakalım, "electron blue" stipe'ın favori şarkılarından birisi. "aftermath" ve "wanderlust" güzel şarkılar. ve, hmm, bu kadar galiba.
...
albümün hazırlıkları sırasında bir best of çıkartmış ve turne için yollara düşmüştü grup. onlara göre bu, grubun odağını dağıttı. şarkılarda sorun olmadığını düşünüyorlardı, ama onları çok çalışarak kusursuzlaştıramamışlardı. odak sorunu olduğu muhakkak, her ne kadar şarkıların kalitesine katılmasam da. şanssız 13 diyelim en iyisi "around the sun"a...