Wednesday, April 27, 2011

Best of 2000's & Best of 18-28 (Part 3)

2000'lerin en iyi albümleri sıralamasında heyecan artıyor.. Türkçe rock'ın parlak çocukları da burada.. işte 40 - 11..



40. Sakin - Hayat (2008)




39 - Sufjan Stevens - Illinois (2005)




38 - The Walkmen - Bows + Arrows




37 - The White Stripes - Elephant (2003)



36 - Vampire Weekend - Vampire Weekend (2008)




35 - Arctic Monkeys - Whatever People Say I Am, That's What I'm Not (2006)




34 - The Flaming Lips - Yoshimi Battles the Pink Robots (2002)



33 - Green Day – American Idiot (2004)




32 - Muse – Origin of Symmetry (2001)




31 - The Bowerbirds – Hymns for a Dark Horse (2007)




30 - Mark Knopfler – Sailing to Philadelphia (2000)




29 - Morrissey – Ringleader of the Tormentors (2006)




28 - Wolf Parade – At Mount Zoomer (2008)




27 - The Coral – The Coral (2002)




26 - Broken Social Scene – You Forgot It in People (2002)




25 - Radiohead – Amnesiac (2001)




24 - Iron Maiden – Brave New World (2000)




23 - PJ Harvey – Stories from the Sea Stories from the City (2000)




22 - The Libertines – The Libertines (2004)




21 - Wolf Parade – Apologies To The Queen Mary



20 - Bloc Party – Silent Alarm (2005)


19 - The Walkmen – You & Me (2008)




18 - The Shins – Chutes Too Narrow (2003)




17 - Mor ve Ötesi – Dünya Yalan Söylüyor (2004)




16 - Built to Spill – You in Reverse (2006)




15 - Radiohead – In Rainbows (2007)




14 - Arcade Fire – Funeral (2004)




13 - Midlake - The Trials of Van Occupanther (2006)




12 - Nick Cave and the Bad Seeds – No More Shall We Part (2001)




11 - Radiohead – Kid A (2000)

Thursday, April 21, 2011

blue jean'in 24 yılı

bu aralar mesleki açıdan ilginç bir dönemden geçiyorum. gazetemde bir yönetim değişikliği yaşandı ve dün blue jean'in 24. yıl partisi kutlanınca kısa meslek geçmişime daha çok dönüp bakar oldum ister istemez. dün indigo'daki kutlama partisinde de blue jean'in gelmişiyle geçmişiyle bolca yüzleşme yaptık zaten. hürriyet daily news bir kenarda dursun, konu tam da blue jean.
memleketin müzik medyasının ilginç bir bölgesidir blue jean. sevmeyeni, ciddiye almayanı da pek çoktur. uzun uzun tartışılabilir (zaten ülkenin en köklü müzik dergisi de uzun uzun tartışılmayı hak eder) ama bir gerçek var, aylık bir yayının 24 yaşını bulması bu ülke şartlarında bir mucizedir. bunu bir müzik dergisinin yapması ise çok daha ötesi. şöyle bir düşünün, 1987 sonrasında çıkmış tüm dergilerin yayın hayatını (yıl cinsinden) birbirine ekleyin. toplamı 24 eder mi? emin değilim ama zannetmiyorum. kimseye saygısızlık etmek değil niyetim, bu satırlarda nice derginin kapanışını gördüğümde sıkı birer okuru olarak çok üzüldüm. ülkede müzik dergisinin makus talihine dikkat çekmek amacım.

denir ki, blue jean sırtını aydın doğan'ın yayın grubuna dayamış, sağlam. o grupta bu süre zarfında kapatılmış dergi sayısı 24 değil 48'e yakındır. denir ki, blue jean çok piyasa, ondan satıyor. blue jean'le benzer içeriklere sahip dergilerin kapandığını da gördük.
bilemediğim, açıklayamadığım bir büyüsü var blue jean'in. benim aklıma gelen, zamanında tolga akyıldız'ın formüle ettiği biçimiyle yazarlarının okurun dilinden konuşması. tepeden bakmaması. blue jean'i okuyan kişi çok şey öğrenir ama didaktik bir dilden değil. ve diğer nokta, blue jean'deysniz müziğe aşıksınızdır. şu anki kadronun neferleri çağlan tekil, doğu yücel, sadi tirak, erdem tatar, can çakır ve diğerleri, müziğe aşık adamlardır. tesadüf gibidir ama, blue jean'den çıkan bir insanın müzikten uzak kaldığını göremezsiniz. tolga akyıldız'ın hayatı müziktir, çalar, yazar, organize eder. kutlu özmakinacı yüksek sadakat'i kurdu, şimdi eurovision'a hazırlanıyor, o şarkının söz yazarı da ergün arsal, yine bir ex-jeaner. ipek atcan deseniz dream tv'de sunmaya, zeynep okyay deseniz yazmaya devam ediyorlar. (hatta bakınca tek çürük elma şu an spor editörlüğü yapan benim galiba!) örnekleri uzatabilirim ama şu kadarını söylemem gerekiyor, blue jean yazarları için dergi öncelikle keyif, tutku, sonra iştir. benim tolga'dan aldığım en önemli derslerdendir zaten bu: eğer keyif almamaya başlıyorsan bırakıp gitme vakti gelmiştir...

ha, yarın bir aksilik olur, blue jean de anılara karışır, olur. yazılı medyanın günleri sayılıyken tek başına bir dergiyi ölümsüzlük iksiri dahi kurtaramayabilir. olsun, şu ana kadarki yaptıkları da yeter. ben müziği blue jean'den öğrendim. the smiths'i de, radiohead'i de, linkin park'ı da, backstreet boys'u da, lady gaga'yı da, eminem'i de... müziği ergün'ü, seren alpsan'ı, eralp baydar'ı, çağlan'ı, kutlu'yu okuyarak öğrendim. şimdi de türkiye'nin dört bir yanında birilerinin sadi'den, erdem'den öğrenmeye devam ettiklerini de biliyorum. bu geleneğin içinde minicik bir katkım olduğu için de çok gurur duyuyorum.

NİCE YILLARA BLUE JEAN!

cekme kaset'in diğer yazarından blogun geleceğine dair..

evet, çeşitli faktörler (engellemeler, iş yoğunlukları vs.) nedeniyle ben de uzun süre elimi süremedim bloga.. son zamanlardaki iş yoğunluğu tabi ki en önemli neden.. öte yandan, endonezya'da engelleme gibi bir derdim olmamasına rağmen memlekette blogseverlerin önemli bir kısmının yazdıklarımı okuyamayacağı düşüncesi benim de hevesimi kırdı biraz.. ama kendime bile kolay kolay itiraf edemediğim bir başka unsur daha var: üşengeçlik.. zaman zaman yazmak istediğim bazı konuları sürekli ertelediğimi farkediyorum.. evet iş hayatı insanı gerçekten yoruyor ve insan kafasını rahatlatacak başka şeyler (film izlemek, oyun oynamak, dışarıda takılmak, film izlemek..) yapmak istiyor boş zamanlarında ama bunlar mazeret değil.. blogumu seviyorum, o yüzden kendi irademle önüne geçebileceğim tek olumsuz faktör olan bu üşengeçlik durumu canımı sıkıyor..

işte bu nedenle, eğer bu domain işi düzenli bir şekilde yazmamızı gerektirecekse ben varım.. görev gibi her hafta oturup yazarım, konu sıkıntısı çekmiyorum nasılsa.. ilkokuldan beri hiçbir zaman ödevlerimi günü gününe yapan biri olmadım, o yüzden üşengeçlik problemimi bu vesileyle çözebileceğime ve sonuç olarak da daha verimli bir bloga kavuşabileceğimize inanıyorum.. şimdi purplepurple'ın yorumunu da okudum, tamamen katılıyorum.. blogdan çok da farklı bir şey olmasına gerek yok.. şekil olarak biraz daha eli yüzü düzgün olur, düzenli yazılır o kadar.. zaman gösterir zaten sevip sevmeyeceğimizi..

özetle, blogun co-founder'ı olarak .com fikrini destekliyor, saygılar sunuyorum..