"slumdog millionaire"in latika'sının şansı açıldı. woody allen'ın yeni filminde oynayacak. rol arkadaşları antonio banderas, naomi watts, josh brolin ve anthony hopkins. kapak ise vogue'un hindistan baskısından. etkileyici olduğu muhakkak. freida'nın hindistan'ın yeni yüzü olacağı da. gerçi önceki kimdi ki? kelly kapoor mu?
Friday, February 27, 2009
freida pinto
"slumdog millionaire"in latika'sının şansı açıldı. woody allen'ın yeni filminde oynayacak. rol arkadaşları antonio banderas, naomi watts, josh brolin ve anthony hopkins. kapak ise vogue'un hindistan baskısından. etkileyici olduğu muhakkak. freida'nın hindistan'ın yeni yüzü olacağı da. gerçi önceki kimdi ki? kelly kapoor mu?
Wednesday, February 25, 2009
werchter '09
kıta avrupasındaki festivallerinin gözbebeği rockwerchter 2009 kadrosunun bir kısmını açıkladı, dudaklar yine uçuk uçuk! coldplay, the killers ve oasis'i bir kenara koyarsam, mastodon'u izlemek isterdim açıkçası. ayrıca henry rollins'in spoken word'ü büyük ihtimalle yardıracaktır. metallica, nick cave and the bad seeds, elbow'un yine yardıracağı kesin. kings of leon'un headliner'lığa terfi etmesi vurucu tabii, geçen yıl radiohead, sigur ros ve ben harper'ın öncesinde çalmışlardı.bu line-up'la (ve sağlam eklentilerle) tahminen bir kez daha yılın festivali seçilecekler. ama geçen yılın acısını şimdiden çıkartmaya başlayan glastonbury da kesin coşacaktır. bir de, alt alta yazıldığında kadro avantajı werchter'de, o kesin, ama glasto'nun haşmeti de başka bir şeyde yok be kardeşim...
rockwerchter 2009
2 temmuz
Main Stage: The Prodigy Oasis Placebo Dave Matthews Band
Pyramid Marquee: Tiga Emiliana Torrini
3 temmuz
Main Stage: Coldplay The Killers Bloc Party Elbow Amy Macdonald
Pyramid Marquee: Jason Mraz The Streets Henry Rollins Spoken Word
4 temmuz
Main Stage: 2manydjs Kings of Leon Nick Cave and the Bad Seeds Franz Ferdinand Limp Bizkit
Pyramid Marquee: Katy Perry
5 temmuz
Main Stage: Metallica Seasick Steve Mastodon
Tuesday, February 24, 2009
eternal sunshine kafası: hafıza sildirmek
bir süredir konuşuluyordu, arada sağda solda haberleri çıkıyordu da, geçen hafta istenmeyen anıları sildiren ilacın başarılı sonuçlar verdiği açıklandı. hepimiz de romantik çocuklar olduğumuz için "eternal sunshine of the spotless mind"ı düşündük tabii. büyük kayıpların, ayrılıkların yarattığı travmadan böyle bir hapla kurtulabiliriz ya!...
tamam büyük acılarda yapacağız bunu da, diğerleri ne olacak? patronun saçma sapan sebeplerle bizi fırçalamasına, taksicinin fazladan dolaştırmasına, yoldan geçen aracın bize su sıçratmasına, garsonun bize kötü davranmasına karşı ne yapacağız? büyük travmalara lafım yok ama insanı geren biraz da bu küçük olayların toplanması değil mi yahu? gün içinde 83 defa bok gibi hissetmemize neden olan her şey için bir hap alıp müptela mı olacağız?
!f istanbul günlüğü (iki)
ilk günlükte !f istanbul'daki otoriteye rahatsızlık veren figürler üzerine filmlerden bahsetmiştik. yine tesadüfi bir şekilde, ikinci bölüm (benim için de festivalin son dört günü) yaratıcılık üzerine gelişti sanki.
...
başka bir yazının konusu olacağı için "synecdoche, new york"u sadece ismen geçelim bu noktada. "lynch: behind the curtain" enteresan bir filmdi. tıpkı public enemy'de olduğu gibi sanatçının günlük işlerine, yaptığı önemsiz telefon görüşmeleri ve bize bir şey ifade etmeyen soyut konuşmaları yüzünden odağı dağılıyordu biraz. sanki kronolojik ilerleyecek gibi ilk dakikalarda onu etkilemiş olan "philadelphia" diye bir episod başlatıyorlar, ama onun gerisi gelmiyor. amatörce bir belgeseldi özetle. lynch'le ilgili etkileyici olan ise, nasıl çalıştığına dair ipuçları sunması. o inanılmaz filmleri nasıl ortamlarda çıkarttığını veya oyuncularla nasıl iletişim kurduğunu görmek güzeldi. etkileyici olan ise lynch'in kendisini filmine nasıl adadığını görmek. dekorda bir şeyi boyamak gerekirse onu da kendisi yapabiliyor, setin bir duvarını kırmak gerekiyorsa eline testereyi de o alıyor. inanılmazdı tek kelimeyle!
...
"sonic youth: uykusuz geceler" de amatörce çekilmişti, özellikle aradaki röportajlarda. ama bunu lise öğrencilerinin kotardığını düşünürsek affedilir bir durum. dahası, sonic youth'u sahnede görmek nefis bir şey. sahne enerjisini de gayet iyi yakalamışlar çocuklar.
...
"berlin calling" enteresandı. dans müzik-uyuşturucu ilişkisini içeriden yakalayıp çok iyi deşebilirdi, ama son derece dışarıdan ve yüzeysel bakmayı tercih etmişti. evet, dj icka'nın hayatına eğilmesi, onu anlamaya çalışması güzeldi, öyküsüyle de kendisini izletiyordu, ama neticede bir müzik filminin gerçek hayatla daha çok temas etmesini isterdim. daha çok müzik muhabbeti özetle. yine de belli bir seviyenin üzerinde, iyi bir filmdi, kabul ediyorum.
...
"okul çıkışı," amerikan liseleri ve ölümler konusuna eğilen bir filmdi. ama "elephant" gibi seri cinayet kısmından değil, ölüme şahit olmak, onu resmetmek gibi konuları kurcalayan, "haneke for a youtube generation" tadında bir işti. genç bir yönetmene göre oldukça olgun ve sakin bir yönetim vardı "okul çıkışı"nda ve çok da renkli olmayan senaryosunu tedirgin edici bir atmosferle gereğince kullanabiliyordu. bir ölünün arkasından nasıl bir film çekilir, bu konuda kafası karışık rob'ın, ama youtube'la büyümekte olan kendi kuşağının bunun üzerine pek de kafa yorduğu söylenemez. sadece küçük ekranda hareket görmek istiyor onlar. bu hareket de çoğu zaman seks ve şiddet oluyor.
"the wackness" da amerikan liselerinde bir gezinti, ama çok daha keyifli. lisenin bittiği, üniversiteye girilecek olan o yazı uyuşturucu satarak, aile problemleriyle uğraşarak ve milli olmak için çabalayarak geçiriyor. bir kısmında başarılı, bir kısmında başarısız oluyor ama cobain'in kendisini vurmasından sonraki yaz, yani 1994'ün ortalarında new york'u izlemek eğlenceli. gerçi shapiro grunge değil, rap dinliyor, ilan-ı aşk provasını da "sana aşığım, senin yanında boyz II men dinlemek falan istiyorum" cümleleriyle yapıyor. hala gülüyorum aklıma geldikçe.
shapiro'nun en yaratıcı olduğu an o, dolayısıyla genellemenin dışında, "yngve'yi seven adam"da stavanger'in liselileri de kendi grupları matthias rust band'in yaratıcılık problemleriyle uğraşıyorlar. asıl mesele ise tabii ki aşk. jarle iki kişiye birden aşık oluyor, kendisinden emin olmaya çalışıyor film boyunca. hani "berlin calling"in eksiği var demiştim ya, müziğe dokunma tarafında 'tam' bir film "yngve." "i wanna be adored"lar, "the one i love"lar, "ever fallen in love?"lar, "just like honey"ler eşliğinde geçiyor film. "ben de yapsam böyle yapardım" dedirten bir film, dedirten bir soundtrack. finalde çalan bir şarkı var ki, tüm filmi özetliyor, senaryonun ayaklarını yere bastırıp filme noktayı ideal bir şekilde koyuyor. spoiler olmaması açısından bunu kendime saklayacağım. neticede "wendy and lucy" ve "synecdoche, new york" ikilisinin ardından benim festivaldeki üçüncü favorimdi "yngve'yi seven adam." denk gelirseniz kaçırmayın. özellikle müziğe bulanmış gençlik filmlerini sevenlerdenseniz.
festival böyle bitti. emeği geçenlere selam olsun. büyük ölçüde boş salonlar düşündürücü de olsa, "bu da ne be?" deyip ofladığım tek bir filme bile denk gelmemiş olmak (18 film içinde böyle bir oran tutturmak pek yaşadığım bir şey değildir) sevindiriciydi. artık nisan ayını beklemeye başlayabiliriz sanırım.
Monday, February 23, 2009
boyle-y-wood sunar: slumdog millionaire
1996'da, mersin'de bir pazar günü, gediz sineması'nda "trainspotting"i izlediğim gün dün gibi aklımda. sinemanın bir yönetmenlik sanatı olduğunu yeni yeni anlamaktaydım daha, stili filmin hizmetine sunmak ne demektir hiç bilmiyordum tabii. boyle'un yeri geldiğinde filminin tonlarını nasıl koyulaştırdığını, gerektirdiğinde nasıl bir sürat yüklemesi yaptığını, tam gereken zamanda umudu nasıl yansıttığını dile getirecek kadar dolmamıştım henüz. ama hissetmiştim, o filmde farklı bir şeyler vardı. o farklı şeyler de zaman içinde "bazı" filmleri neden diğerlerinden daha çok önemsediğime dair ipuçlarıydı. başka türlü bir şeydi benim istediğim, ne "independence day"e benzerdi, ne de "mission: impossible"a! o aradığım şeyin de ne olduğunu değilse bile neye benzediğini "drive boy, dog boy, dirty numb angel boy" diye kafamda yankılanan sözler eşliğinde anlayacaktım....
arada bir tane bile vasat filme imza atmadıysa da, hiç "trainspotting" süksesinde bir işle dönmemişti danny boyle. bense sanırım en sadık hayranlarından birisi oldum, nedense izleyemediğim "sunshine" dışında her filminde bayılacağım bir şey buldum. başyapıt üretmiyordu ama hikaye anlatıcılığına dair harika fikirler buluyor ve her seferinde denemekten çekinmiyordu. romantik komedi ("a life less ordinary") de çekti, zombi filmi de ("28 days later"). 2008'de yeniden mainstream'e dönmesi beni mutlu etmekten daha fazlasını yaptı. (yine de bu konuda çok da hevesli olmamak lazım, kendisi de o lige girmek konusunda pek istekli olmadığını belli ediyor zira, şu röportajda da görebileceğiniz gibi.)
"slumdog millionaire" şu anda bana abartıldığı kadar iyi bir film gibi gelmiyor ama bu yanıltıcı bir his, farkındayım. zira ilk izlediğimde "vay be" demiştim filmin senaryosundaki fikirler ve boyle'un karakterlerine duyduğu sevgi karşısında. ancak bunun, 2008'deki en iyi film olduğunu düşünen insanların çokluğu sanırım benim de kafamı biraz karıştırdı. sevmiştim işte, daha üzerine gitmeye gerek var mı? diğer insanlar sevsin nefret etsin ne olacak?
...
ha, benim açımdan danny boyle'un büyüklüğü, "slumdog"un onun en iyi ilk üç filminden birisi olmamasında yatıyor. ilk iki filmi "shallow grave," "trainspotting" ve her zaman gizli bir başyapıt saydığım "the beach." bu sonuncusu çok paraya mal olup gişede ve eleştirel düzeyde yerin dibine geçmiş olduğu için boyle'un star yönetmenler arasına katılmasını geciktirdi belki. ama ben bu filmi daima savundum. karman çormanlığı içinde inanılmaz etkileyici bir delilik öyküsü (unutmayın: stil filmin hizmetine sokulduğunda değerlidir) barındırır "the beach," 10 yıldır ikinci bir defa izlememiş olmama rağmen hala aklımda kalan cümlelere sahiptir. sıradışı bir dicaprio performansı, öldürücü virginie ledoyen güzelliği ve yutkunmaktan tükürük bezi kurutacak derecede cennet-vari mekanlarıyla bambaşka bir filmdir. bunlar, ve belki "28 days later" dahi "slumdog"un üstündedir nazarımda. boyle da bu yüzden büyük yönetmendir.
"slumdog millionaire"e dönelim ve hakkını yemeyelim, günün yıldızı o. bu film, eşsiz bir "kendini iyi hisset" filmi, ama daha enteresan olan bir şey var: "slumdog" kendisini gerçekleştiren kehanet gibi, bir "sıfırdan zirveye" öyküsü yaşadı. 15 milyon dolar gibi batı standartlarında bedava bir bütçeye getirilen bu film, neredeyse direkt dvd pazarına gidiyordu amerika'da. eğer fox searchlight, filmin haklarının bir kısmını warner'dan satın almasa, warner'ın planı gösterime sokmak değildi. ki gösterime girmeseydi oscar da alamayacaktı haliyle. şu an itibariyle gişede 160 milyon dolar kazandıklarını ekleyelim.
düşük bütçeyi övüyoruz ama bunun bir kısmını küçük oyunculara üç otuz para vererek sağladıkları ingiliz basınını epeyi meşgul etti. geçen hafta "çocukları hollywood'a, kodak tiyatrosu'na götürelim" diyen fox'a ailelerinin cevabı "hayır, onun yerine bize para verin" oldu. latika'nın en küçük halini oynayan rubina 500 pound almış, en küçük salim olan azrahuddin ise 1700. çocukların komşularının aylık 20-25 dolara çalıştıklarını düşününce fena değil elbette, ama bu filmden milyonlarca dolar kapan christian colson ve boyle'un yanında ufak tabii ki. ama yapımcı colson çocukların eğitimlerinden uzak kaldıkları bir yılı telafi etmek için özel eğitmenler tuttuklarını, eğitimlerine yardım etmeye devam edeceklerini ve liseden mezun olduktan sonra da okumak istemeleri durumda kullanımlarına hazır bir fonun oluşturulacağını söylüyor.
...rubina ise kendisini çoktan işin büyüsüne kaptırmış: "freida pinto gibi bir yıldız olmak istiyorum," diyor. "danny amcadan beni londra'ya götürmesini ve daha çok filmde oynamamı sağlamasını istedim."
gerçekten ikircikli konu: bu çocuklar sömürüldü mü, yoksa kendi standartlarına göre iyi para mı kazandılar? yapımcılar ellerinden geleni yaptılar ve aileler domuzdan biraz daha mı kıl koparmaya çalışıyor? bilemiyor insan. iki tarafın da haklı olduğu yerler olabilir. biz de bu tartışmanın yargıcı değiliz. zaten bunun filmi o kadar da yaralamaması gerektiğini düşünebiliriz. ama düşünüyorum da, dün o küçük çocukları dünyanın en büyük partisinde görünce içinizde bir şeyler kıpırdamadı mı sizin de?
sihre inanmak
bayanlar baylar, karşınızda oscar tarihinin en güzel ödül konuşmalarından birisi var. james marsh "man on wire" için en iyi belgesel oscar'ını kabul ederken philippe petit (filmi izleyenler için son derece tanıdık bir çocuksulukla) koşarak sahneye gelir. sözü alır: "şimdi oscar tarihinin en kısa konuşmasını yapacağım: 'evet!'" ...
daha sonra cebinden bir para çıkartır, adaylardan büyük usta werner herzog'a döner. "werner, bana verdiğin bu parayı hep sakladım ve haklı çıktın, biz kazandık. demek ki artık akademi'nin inanma vakti geldi..." (petit klasik el hareketleriyle parayı yok eder) "sihre!"
"teldeki adam"ı izlediğim günlerden beri zaten hayrandım bu adama. insanın sınırlarının sandığımızdan ne kadar ötede olduğunu gösterdiği için. bir de çocuksu enerjisini oscarlarda da gösterdi ya, iyice kahramanım oldu.
Sunday, February 22, 2009
oscar 2009 - tahminler, beklentiler
suç tam olarak kimde bilmiyorum ama sıkı bir oscar takipçisi olarak 1996'dan beri ödül gecesine bu kadar hazırlıksız yakalanmamıştım. o yıl "breaveheart" dışında hiçbir filmi izlememiştim, bu yıl ise "slumdog millionaire" ve "the curious case of benjamin button" dışında en iyi film adaylarını izlemedim. sanırım "the reader" ve "frost/nixon"ı hala izleme şansım vardı ama bu konuda da pek istekli bulmadım kendimi. her neyse, biraz vizyon gariplikleri, biraz da benim basiretimle ilgili bazı durumlar neticesinde oscar'a pek de öyle tam techizatlı girmiyorum. ...
galiba buna pek de gerek yok ama yahu! bu sene özellikle son bir aydaki rüzgarın etkisiyle "slumdog millionaire"in senesi olacağı kesin gibi. son bir ayın altını çizmek isterim. ocak ayının ilk haftasını düşünün, o güne kadar kaç kişi vardı çevrenizde bu filmi izlemeyi planlayan? ben söyleyeyim sağ elinizle saymaya başlarsanız sol elinize geçmeye gerek kalmaz. altın küre sonrası, amerikalıların buzz dediği o oscar havası sardı slumdog'un etrafını. şu anki görüntü boyle-wood'un ödülleri toplayacağı. peki bundan üç yıl önce, "brokeback mountain"ı hatırlıyor musunuz? onda da bir gün öncesine kadar kovboyların geceyi domine edeceğinden emindi herkes, fakat ang lee'nin ödülüne karşılık en iyi film "crash" olmuştu. bu sene de bu olur mu?
...
sanırım hayır. "crash"in topladığı sempati puanları zaten "slumdog"un kazandıklarının benzeri. dolayısıyla danny boyle'un filminin aday olduğu bütün büyük kategorilerde kazanmasını bekleyebilirsiniz bence. buna boyle'un yönetmenliği de dahil. yine de ben tüm bu söylediklerimin üzerine 180 derece dönüp risk alacağım itiraf etmek gerekirse. ona da aşağıda değiniriz.
...
En İyi...
Film: Slumdog Millionaire
Yönetmen: David Fincher (The Curious Case of Benjamin Button)
evet, biliyorum, danny boyle bu ödülü de alabilir. hatta büyük ihtimalle alacak da. ama içimde cılız bir ses, akademi'nin tuhaf reflekslerini hatırlatıyor bana. büyük yönetmenin en iyi filmlerine değil de, arkadan gelen daha cılız işlerine ödülü vermesi gibi ("benjamin button" harika bir film, ama ileride fincher'ın en iyi işi sayılmayacağı garanti). ya da hiç yoktan gelen bir ingiliz filminin tüm töreni çalmasına izin vermek istememek, yılın en iyi amerikan filmlerinden birisini de en azından bir açıdan teselli etmek gibi. bana sinemayı sevdiren adamlardan olan boyle'un karşısına oy atacağımı tahmin etmezdim.
...
Erkek Oyuncu: Mickey Rourke (The Wrestler)
Kadın Oyuncu: Kate Winslet (The Reader)
Yardımcı Erkek Oyuncu: Heath Ledger (The Dark Knight)
Yardımcı Kadın Oyuncu: Viola Davis (Doubt)
rourke'un "orada oturup penn'i alkışlayacağım" dediğine bakmayın, oscar'ı kendisi alacak. zira penn "mystic river"la oscar'ına kavuşalı çok olmadı. winslet'in gecesini streep mahvedebilir ama bunu da küçük bir ihtimal olarak görüyorum. bu arada winslet'in gelecekte streep'in en çok aday olma rekorunu kıma ihtimalini düşününce enteresan bir karşılaşma halini de alıyor bu kategori. en çekişmeli dallardan birisi yardımcı kadın oyuncu. penelope cruz ve amy adams'ın ikisini de çok sevmeme karşın burada sürpriz ata gidiyor elim. adams'ın ileride alacağı garanti, ve cruz'un filmi "vicky cristina barcelona" da nedense oscar'larda fazlasıyla görmezden gelindi.
...
oscar'ların büyük haksızlık ettiği bir başka film de "kara şövalye." böyle bir yılda böyle bir filmi son beşe almadılarsa blockbuster'lar daha uzun yıllar oscar'larda yok sayılmaya devam edecekler demektir. heath hakkında ne söyleyebilirim ki? trajik bir ölüm, unutulmaz bir performans. "yardımcı" olduğuna bakmayın, "kara şövalye"nin başrolünde o vardı aslında, herkes de bunu biliyor zaten. ödülünü kimin alacağı kesin değil. matilda rose'a gidecek sonunda tabii, ama üç yaşındaki rose'un sahneye çıkıp konuşması pek akla yatkın görünmüyor. ailesi olabilir elbette, ya da "the dark knight" ekibinden birisi. enteresan olan şu olurdu: akademi "wendy and lucy"de inanılmaz oynayan michelle williams'ı görmezden gelmezdi, williams çıkar hakettiği ödülünü alırdı. heath ve michelle için biraz daha gözyaşı dökerdik.
...
Orijinal Senaryo: Milk
Uyarlama Senaryo: Slumdog Millionaire
Kurgu: Slumdog Millionaire
eskiden senaryo dalları benim gizli silahımdı. çok ekmeğini yemişliğim vardır. son yıllarda ise herkes "en iyi film ödülünü alamayacak olan bağımsız/ayrıksı film senaryoyu alır" klişesine uyandı, benim bir olayım kalmadı! bu sene bu tanıma en çok uyan film "milk." "wall-e" de aklımdan geçmedi değil aslında, ama sanırım "animasyonu veriyoruz ya, yetinsinler," diyeceklerdir. "slumdog" ise çoğu zaman en iyi film oscarlarının senaryo ve kurgu ödüllerini de toplamasının sonucu olarak "+2" yapacaktır.
Sanat Yönetimi: The Curious Case of Benjamin Button
Görüntü Yönetimi: The Dark Knight
Kostüm Tasarımı: The Duchess
Makyaj: The Curious Case of Benjamin Button
Görsel Efekt: The Curious Case of Benjamin Button
Ses Mix'i: The Dark Knight
Ses Mix'i: The Dark Knight
Ses Kurgusu: Wall-E
geçmişte "sound mixing" ve "sound editing" tahminlerinde ikisini de aynı filme verme hatasını yaptığım çok olmuştur, ama böyle yürümüyor bu işler. teknik dallarda "wall-e" ve "the dark knight"ın "benjamin button"la beraber toplayacağını düşünüyorum. tamamen farklı bir dağılım da çıkabilir, ama bu yedi kategorinin altısında üç film olacak meydanda.
...
Orijinal Müzik: Slumdog Millionaire
Orijinal Şarkı: "Jai Ho" - Slumdog Millionaire
slumdog sonrasında herkes filmin müziğinin ne kadar güzel olduğunu konuşuyordu. haklılardı da. eğer bruce springsteen "the wrestler"la yarışa dahil edilseydi muhtemelen ipi göğüslerdi ama şimdi mia ve rahman'dan bir zafer bekliyorum.
Orijinal Müzik: Slumdog Millionaire
Orijinal Şarkı: "Jai Ho" - Slumdog Millionaire
slumdog sonrasında herkes filmin müziğinin ne kadar güzel olduğunu konuşuyordu. haklılardı da. eğer bruce springsteen "the wrestler"la yarışa dahil edilseydi muhtemelen ipi göğüslerdi ama şimdi mia ve rahman'dan bir zafer bekliyorum.
...
Animasyon: Wall-E
Animasyon: Wall-E
Belgesel: Man On Wire
Yabancı Film: Valse Avec Bachir
Yabancı Film: Valse Avec Bachir
ya ölür müydünüz "üç maymun"u da son beşe katsanız?
...
Kısa Belgesel: The Conscience of Nhem En
Kısa Belgesel: The Conscience of Nhem En
Kısa Film: Auf Der Strecke (On The Line)
Kısa Animasyon: Oktapodi
Kısa Animasyon: Oktapodi
bunları doğrudan salladım. "oktapodi" dışında hiçbirisini izlemişliğim de yok zaten. maksat renk olsun. 

evet, yine ne yaptılar ettiler, kendilerine bağladılar. ben cnbc-e'deki "dublajsız" versiyonu takip etme niyetindeydim, ama ntv'de cem yılmaz'ın varlığı sonucu sanırım başka kanala geçemeyeceğim. kolada tercih coca-cola, cipslerde ise ruffles classic, doritos nachos ve lay's'in gurmeleri favori görünüyor, critos bugles ise son anda yaptığı bir atakla öne geçebilir.
Friday, February 20, 2009
25 greatest alternative love songs by NME

25- jose feliciano - light my fire
24- descendants - i'm the one
23- pantera - this love
22- huggy bear - concrete love
21- the white stripes - it's true that we love one another
20- buffalo tom - taillights fade
19- the streets - dry your eyes
18- spiritualized - broken heart
17- nick drake - which will
16- ramones - i wanna be your boyfriend
15- pulp - bad cover version
14- the afghan whigs - when we two parted
13- pj harvey - this is love
12- laura marling - night terror
11- the walkmen - the rat
10- the jam - english rose
9- john martyn - couldn't love you more
8- my bloody valentine - sometimes
7- tindersticks - city sickness
6- wolfman feat. pete doherty - for lovers
5- the beatles - here, there and everywhere
4- the smiths - i know it's over
3- blur - to the end
2- joy division - love will tear us apart
1- yeah yeah yeahs - maps
Subscribe to:
Posts (Atom)