Friday, April 4, 2008
istanbul film festivali
sabahtan ventura pons'un "barcelona (bir harita)"sı açılışı yapıyor. ardından ufakça bir mola ve sonrasında kitano'dan "yaşasın yönetmen!" akşamüstü mayınlı bölge filmlerinden "eski davulcu," akşam yıllardır merak ettiğim edward yang filmi "bir, iki." final de geceyarısında: festivalin bombalarından "yetimhane."
15 saatte 5 film, hiç fena sayılmaz. bu 16 günü ucundan da olsa festivaldeki başka dünyalara birkaç saatliğine transfer olmaya çalışarak geçiren herkese selam olsun!
Thursday, April 3, 2008
sakin - hayat

başlayıp ısınan "laleler beyaz"a, "kırmızı oda"nın yürek dağlayışından radiohead-vari "bu defa"ya kadar bir dolu güzel şarkı var. diğerlerinin iki adım gerisinde kalmış olan "dönsün" ile onur'un çok sevdiği bir şarkı olmasına karşın "yağmur güncesi" dışında her şarkı sırayla favorim oldular galiba. kimbilir, sonra o ikisine de gelir sıra. Wednesday, April 2, 2008
paranoid park

gus van sant'i çok seviyorum. her yaptığı şeyi anladığımı söyleyemem, ama adamın araştırıcılığını beğeniyorum, dahası filmlerinde yaptıklarını da anlaşılsın kaygısıyla yapmadığına da inanıyorum. sezgisel bir şekilde çalışıyor bence, ve bu yüzden filmleri kimi zaman kontrollü ve soğuk da dursa hep serbest vezinde gidiyor. bu özgürlük duygusunu seviyorum en başında.
sanırım stilindeki özgürlük, onun daima gençlik üzerine filmler yapmasıyla örtüşüyor. biçimi, içeriğine bağlanıyor. her zaman bir gençlik güzellemesi olmuyor bunlar, onları hatalarıyla, salaklıklarıyla, yüzeysellikleriyle resmediyor. koşulsuzca sempati de beslemiyor ama, biraz uzaktan, anlamaya çalışarak, onları büyüklerin dünyalarında sıkça yaşanan olaylara sokarak takip ediyor. bu uzaktan bakış, bir hüzün de katıyor işlerine.
"paranoid park" da bunlardan ayrı değil bence. "elephant"ın yediği yemeği kusan kızlarının yüzeyselliği burada da var, ama asla larry clark-vari bir küçümsemeyle değil. "gerry"deki çocukların çölde aradıklarını burada pistte arıyor gençler. super 8'le çekilen görüntülerdeki gibi, kusursuzca kaymıyorlar kaykaylarının üzerinde, düşüveriyorlar, van sant de onları bundan seviyor sanki.
biçimsel olarak da güzel bir film yapmış van sant. hafızanın, bir ruh halinin izini karmaşık bir kronolojiyle özetliyor. belki de yargılamamızı istediğinden. kurgunun ötesinde, seste de arayışlara gidiyor adam, ani kesmeler, kanal değişiklikleri ile bir sahneden soyutluyor izleyeni. iç ses dış sese karışıyor. ne zaman gördüğümüz sahnenin sesini duyuyoruz, ne zaman dışarıdan gelene kulak veriyoruz bulanıklaştırmak istiyor.
ve, ne yapıyorsa da güzel yapıyor van sant. "paranoid park," benzer temalar etrafında dönen sanatçıların tutukluğunun aksine, tazelik ve duyguyla dolu, çok güzel bir film.
8/10
Sunday, March 30, 2008
beyoğlu sineması
1989 yılında açılmış beyoğlu sineması, tahmin ettiğim kadar eski değil yani. ama o eski mimarisiyle, halep pasajının şık atmosferiyle, hastası olduğum yer gösterici amcalarıyla ve kendine has tarzıyla özeldi beyoğlu sineması. bu "kendine has" meselesi önemli. zira beyoğlu sineması'nın kapanışına duyduğum üzüntü ucuz ve biraz da sahte bir nostalji duygusundan kaynaklanmıyor sadece. çünkü hala genç sayılırım bazen unutsam da. ama beyoğlu'nun bir karakteri vardı. orada gösterime giren filmlerin sinemanın hangi coğrafyasından geldiğini az çok bilirdiniz. ne tutacaksa onu oynatacak olan ticarethane eseri 8-9 salonlu sinemalardan değildi orası. şimdi bir tane daha gitmiş olunca geriye ne kalıyor, söylemeye bile korkuyorum.
"old boy"dan "dancer in the dark"a, "kader"den "the ice storm"a (annemi yalvar yakar ikna etmiştim sırf bu film için istanbul'da birkaç gün daha kalmak için, mersin'e asla gelmeyecekti çünkü), kimbilir kaç güzel filmi izledim o salonda, temmuz ayından itibaren izleyemeyeceğim. o yüzden fırsat bu fırsat, beyoğlu sineması'na gelecek iyi filmleri kaçırmamak gerek. gelecek yıl bu zamanlar orası megaplex mi olur, yoksa nightmare before christmas çantacısı mı bilinmez çünkü.
Thursday, February 28, 2008
galatasaray, fenerbahçe, hakem

sevgili dostum burak'la bu muhabbetimiz, 17 eylül 2007'de dönmüş. 6-0 biten galatasaray-konyaspor maçı sonrasında.
volkan'ın kırmızı kartına değinmiyorum, tartışanla futbol konuşmam o kadar net :) futbol sahasında oyun içi kasti tekmeyi bile 8-9 maçla cezalandıran bir premier lig örneği var (ljungberg'i biçen prutton, bu iki sene önceydi gerçi). oyun durmuşken tekme atan bir futbolcunun cezası ne kadar olur siz düşünün. ha, bundan sonra tff isterse 10 maç ceza versin, isterse vermesin mühim değil. önemli olan volkan'ın hareketini savunmaya çalışan futbolseverlerin (!) varlığıdır. Sunday, February 24, 2008
Oscar tahminlerim
En iyi...
Film: No Country For Old Men
olay büyük ölçüde belli kanımca. eğer ikinci bir seçenek varsa da o "there will be blood" değil, "atonement." harika bir film kesinlikle, ve itiraf etmeliyim ki izlediğim adaylar arasında en etkilendiğim film. şanssızlığı ise en iyi yönetmen dalında aday olmaması. yanılmıyorsam tarihte yönetmen adaylığı olmayıp en iyi film ödülünü götüren bir ya da iki film var sadece. "there will be blood" ise oscar'lık bir film değil. harika bir kapitalizm eleştirisi, müthiş bir karakter profili, ancak "gangs of new york" ve "jesse james"in kuzeni gibi durmakta ve bu iki filmin oscar hüsranlarını "there will be blood"ın da yaşayacağını düşünebiliriz.
Yönetmen: Joel & Ethan Coen
bu yıl film-yönetmen ödüllerinin farklı isimlere gideceğini düşünüyordum işin açığı, ama hastası olduğumuz paul thomas anderson'ın oscar'ın kalemi olduğunu düşünmüyorum. kanımca julian schnabel 2007'nin en etkileyici filmini yaptı "the diving bell and the butterfly" ile, ama en iyi film dalında aday olmaması da onun şansını azaltmakta.
Erkek Oyuncu: Daniel Day Lewis
sanırız bu da bitmiş bir dava. banko.
Kadın Oyuncu: Marion Cotillard
gecenin sürpriz sayılabilecek sonuçlarından birisini bekliyorum bu noktada ve cotillard'ın edith piaf yorumunun son yıllardaki "biopic" dalgasını sürdüreceğini düşünüyorum. julie christie denmekte çoğu yerde, ama az eleştirmen ödülü toplamadı cotillard. iki sene üst üste ingilizlere gideceğini de sanmamaktayım ayrıca.
Yardımcı Erkek Oyuncu: Javier Bardem
-bardem'e vermemek için bir sebepleri yok.
-hep böyle derler.
Yardımcı Kadın Oyuncu: Tilda Swinton
evet, cate blanchett iki koldan aday, ve özellikle bu dalda "hype" onun yanında. ama aklıma julianne moore'un 2004'teki çifte hayalkırıklığını getirmeden duramıyorum. aynı zamanda "michael clayton"ın sevilmiş olması da en azından bu dalda ödüllendirileceğini hissettiriyor bana.
Orijinal Senaryo: Juno
yılın alternatif/sürpriz filminin bu dalda başarısı adettendir. bu dalın bu sene bir parça kısır olduğunu düşünürsek sadece "michael clayton" rakip olabilir "juno"ya. o da zor.
Uyarlama Senaryo: No Country For Old Men
"atonement"a gecenin nadir oscar'larından birisi çıkabilir burada, sebebi de coen'lerin fazla ödül alma ihtimali. ama yine de biraderler gülerler burada kanımca. zira akademinin "atonement"a fazla ısınmadığını görüyoruz, özellikle james mcavoy'un oyunculuk performansının, joe wright'ın yönetiminin adaylığa layık görülmemesinde olduğu gibi.
Animasyon: Ratatouille
"persepolis" yabancı film dalında aday olsaydı ciddi bir şansı olurdu kanımca, ama "ratatuy" burda yenilmez duruyor.
Kurgu: No Country For Old Men
işte oscar'larda en iyi filmin habercisi olan dal. roderick jaynes'in onurlandırılma zamanı geldi!
Görüntü Yönetmenliği: Assassination of Jesse James
Roger Deakins'in iki adaylığından (diğeri de "no country for old men") daha şanslı olduğu film burası bence. "there will be blood"? o da bir aday tabii, "bugsy" örneği var "there will be blood"ın kazanabileceğini gösteren. 1991 tarihli warren beatty filmi 10 dalda adaydı, tek alabildiği buydu. "there will be blood" alırsa bu yüzden alır. ama sanırım tesellisini aşağıdaki dalda alacak.
Sanat Yönetmenliği: There Will Be Blood
yukarıda bahsettiğim sebepten işte.
Kostüm: Atonement
kostüm filmi kostüm oscar'ını hak eder.
Makyaj: La Vie En Rose
Görsel Efekt: Transformers
Ses Efekti: Transformers
Ses Kurgusu: Bourne Ultimatum
("transformers"ın üçleme yapacağını tahmin etmediğimden)
Müzik: Atonement
bu yılın en yaratıcı film müziği, "atonement"ın daktilolu müziği olsa gerek. dahası yazık olur. jonny greenwood aday olmadığı için gönlüm de marianelli'den yana.
Orijinal Şarkı: Once
bu harika filmin oscar'larda yok sayılması ne büyük talihsizlik!
Belgesel: No End in Sight
"sicko" dışında hiçbirini izlemedim, moore alacağını zaten düşünmüyorum ve okuduğum yorumlar favorinin "no end in sight" olduğunu söylüyorlar.
Yabancı Film: Die Falscher / Avusturya
romanya'nın altın küreli etkileyici filmi "4 ay, 3 hafta, 2 gün"ü ve amerikalı bir yönetmenin (julian schnabel) fransızca filmi "the diving bell and the butterfly"ın ve "persepolis"in yokluğu bu dalı epeyi zayıflatmış durumda. altın ayı için avusturya filminin de hayranı mevcut. mikhalkov'a rağmen ödül avusturya'ya gidecek gibi.
Tuesday, February 19, 2008
neon bible
izleyelim: http://www.youtube.com/watch?v=wjxef8AfVQg
Thursday, February 14, 2008
14 Şubat
